Bu Özel Haberimizde Oğuz Atay’ı Tanıdıktan Sonra Hayatı Değişen Bir Yazar Karşımıza Çıkıyor ve Siz Değerli Okurlarımız İçin Bir Çay Molası Veriyoruz.

Öncelikle karşımızda gerçekten anlatacak çok derdi olan bir yazar görüyoruz. Zonguldak Muslu’da doğan yazarımız Tansu Yıldırım, bu taşı toprağı kömür olan memleketten bembeyaz sayfalara aktardığı yazılarıyla insanı varlığıyla, emeğiyle değerli kılmaya çalışıyor.

Çaylarımız bardakta içmeye hazır bir şekilde önümüzde dururken elimize ”Öküz Çarpması” adlı kitabı alıyoruz ve yazarımız Tansu Yıldırım, bizlere yönelerek ilk olarak şu cümleyi kuruyor: ”Oğuz Atay benim hayatımın dönüm noktası olan kişidir ve bu kitabım da Oğuz Atay’a hediyemdir”

10 yılı aşkındır yazın hayatına kendini adayan Tansu Bey kitabında; bütün hayali bir kitap yazmak olan bir kişinin hayatını konu aldığını söylüyor. Ayrıca bu karakterin, yalnız ve ciddi korkuları olan biri olduğunu da belirtiyor. Tansu Bey’in karşısına çıkan bu karakter görülüyor ki yazarımızla bütünleşmiş ve çok değerli bir hikâyenin ortaya çıkmasına sebep olmuş.

Bize ilginç gelen ve sormadan duramadığımız şey aslında kitabın adı. Kitapçıya giriyoruz, rafta bir kitap görüyoruz ‘Öküz Çarpması’. Merak ediyoruz doğrusu bu ‘Öküz Çarpması’ nedir? Hemen yazarımıza soruyoruz. Tansu Bey karşısına bizi alıyor ve kitabının ismini bize hikâye anlatırcasına anlatmaya koyuluyor: ”Hayatında biri olmayan bir kadına hayatınızda nasıl biri olsun diye sorduğunuzda, öncelikle ruhsal özellikleri ile örnekler verebilecek birini tanımlar. Zeki, akıllı, romantik olsun şiir okusun, yazsın, düşünceli olsun ama en son da derler ki biraz da yakışıklı olsun.’’ Yazarımızın bu kurduğu cümle bir tebessüm oluşturmamıza neden oluyor. Yazarımız devam ediyor anlatmaya: ”Tabi böyle insanlar kadınların karşısına mutlaka çıkıyor ve hatta çok çıkıyor. Ama kadınlar bu tür insanlara her zaman bir arkadaş gibi yaklaşıyor. Kadınların gerçekte hayatlarına aldıkları kişi, fiziki yapılarına göre değerlendirdikleri kişiden farklı bir kişi olmaz. En son söylenilen maddenin ilk öncelik olduğunu görürüz. Kadınlar görüntüsüne aldandıkları bu kişilerden çok darbeler görür ama onlardan da vazgeçmezler. Gururları ayaklar altına alınır; görürler ki çok yıpranmışlar, yorulmuşlar, ancak o zaman vazgeçerler ve en son anlarlar ki öküz çarpması olayına döner düştükleri durum. Sonra bu kadınlar ayrıldıkları bu kişilerden uzaklaşarak arkadaş olarak tanımladıkları ama bir gün bile sevgili anlamında bakmadıkları naif kişilerin yanına giderler. O arkadaşlar, o kadınlara hayatlarında göremeyecekleri değerle yaklaşır. Kadınlar ise bunu fark ederler ve bu arkadaşlara çok çok değer verirler. Bu arkadaşlarla yaralarını sarmaya başlarlar ama yaraları kabuk bağladıkça bu kişilerden uzaklaşırlar, sıkılmaya başlarlar. Kendileri iyileşip giderken o naif arkadaşları mutlaka yaralayıp giderler. Yine o kaba erkeklere geri dönerler. Bu naif insanlar da kimseye zarar vermezler ama limanı da yakarlar kendini de yakarlar, kalemini, gitarını, alır giderler.”

Yazarımız kitabında anlattığı karakterden bahsederken şöyle diyor : ”Kitabımda anlattığım karakter Tansel; 2000 nüfuslu sevgisizliğin dayatıldığı bir coğrafyada yaşayan, hayattan erken emekliye ayrılmış biri. Maddi manevi dar gelirli bir ailede yetişen bu kişi hayatın her alanında her şeyle mücadele etmeye çalışmış, mücadeleler karşısında çok çok yenilmiş kazanmışsa da kabul görmemiş biri. Hayatın mücadeleci ruhunun karşısında son olarak yalnızlığı seçerek dibe girmiş biri. Yalnızlığı içinde kavrulup giderken derde dermanını bulan ve onunla dertleşerek içindekileri dışa vuran Tansel yara bandım dediği bu kişiyi dert ortağı olarak görmeye başladığında işte bizim hikâyemizde başlamış oluyor.” Yazarımız ayrıca kitaptaki kahramanının kafasını öğrenci evindeki bez dolaba benzeterek karmakarışık olarak tanımlanıyor.

”Benim Kitabımı Erken Kaybedenler Alsın”

”Benim kitabımı erken kaybeden insanlar alsın. Ben de erken kaybeden biri olarak söylüyorum benim anlattığım karakter de erken kaybedenlerin içinde bayrağı en önde taşıyan kişidir‘’

Oğuz Atay’dan bahseden yazar :”Hayata bakışımı, yazma biçimimi değiştiren Oğuz Atay’ın tehlikeli oyunlar kitabı benim için çok başka bir yerdedir. Bana kimsenin katmadığı değerleri katan üstadım Oğuz Atay’a kendimi borçlu hissederek bu kitabı kaleme aldım” diyor. Zonguldak’ta Oğuzcum Atay tiyatro topluluğunu da kuran Yazar, aynı zamanda tiyatro çalışmalarına da devam ediyor.

Okumayan bir toplumdan yakınan yazarımız, “Mustafa Kemal silahlı mücadelede bile kitabı elinden düşürmezken bizim bugünkü toplumuz nasıl olur da okuma alışkanlığını kazanamaz” diye yakınıyor.

Öküz çarpmasında özeleştiri ve empatiye sıkça yer veren yazar, ”insanların bu kitabı ya da başka kitapları okuyarak kendilerini keşfetmesini çok isterim” diyor.

Bir yazarın dilinden insanın nasıl tanımlandığına şahit olurken şu cümleleri duyuyoruz: “Gözleri kitap raflarında olan insanlar bazı insanlar tarafından garipsenerek bile gözlemlenebiliyor. Gözleri kitap arayan insanlardan korkmayın. Onlar güzel insanlardır. Kendimden biliyorum eli kalem tutan, gözü kitap arayan insanlardan zarar gelmez. Sanatla uğraşan insanlar pozitif insanlardır. Kimisi resim yapar, keman çalar. Ben de elinde kalem ve defter olan bir yazarım, bir sanatçıyım ve bir insanım.”

Mücadelenin, emeğin hakim olduğu bu şehirde mücadele etmeyi bir an olsun bırakmayan yazarımız, yavaş yavaş emeğinin karşılığını aldığını söylüyor ve sözlerine şu şekilde devam ediyor: “Benim şansım okuma sevgisinin çok yüksek olduğu bir çevrede yaşamamdan geliyor. Ben cehaletin hüküm sürdüğü değil okuma sevgisinin hüküm sürdüğü bir yerde yaşıyorum.”

Yazarımız insan sevgisiyle ruhunu beslemekten de hiç vazgeçmemiş. Sosyal yardımlaşma derneği kurarak insanların hayatlarına dokunmayı başarmış. ”Senin yemeğe ekmeğin yokken bu işlerle mi uğraşıyorsun” diyenlere inat duyduklarına değil öğrendiklerine inanmış.

“Yeşilçam Filmleri Gibi Araba Çarptı Kız Öldü Olmasın”

Bilgi birikimi kadar gönlü de zengin olan Yazarımız, hep şunu istemişimdir diyor; ”kitabım iyiyse basıma girsin. Çünkü ben 1 TL bile kazanmak için bu kitabı yazmadım. Amacım sadece mücadelemin karşılığını görmek ve edebi takdir almak. Standart son yazmak da istemedim. Bunu istemediğim için 8 ay hiç yazmamayı tercih ettim ve elime kalemi almadım. 8 ay sonra bulduğum son ile kitabımı bitirdim.” Yazar bu konuda ‘Yeşilçam filmleri gibi araba çarptı kız öldü olmasın’ dedim diyerek esprisini de eksik etmiyor. Yazarımızın, bu kitabı yazdığı dönemde, etkisinde kalmamak için hiç kitap okumadığını da öğreniyoruz.

Yazar nasıl olunuyor diye sorduğumuzda yazarımız bize ilk olarak şu cevabı veriyor. ‘’Benim hayattaki tek amacım dünyayı güzelleştirmek. Ama bir insan pat diye dünyayı güzelleştiremez, önce kendi hayatını güzelleştirmesi gerekiyor. Ben bunu yapmak için hayatıma birçok insan aldım ama istediğim gibi hayatın güzelleştiğini göremedim. Sonra düşündüm, okumanın önemini bildiğim için kendimi okumaya daha da ittim ve gördüm ki güzellik satırlarda gizliymiş. Ben her okuduğum kelimeyle birlikte her yazdığım satırın dünyayı güzelleştirmek adına bir tuğla olduğunu gördüm. Benim en büyük dert ortağım satırlarım oldu. Yazar olmak için neyi ne için yaptığını bilmek gerekiyor mutlaka. İlkokul çağlarımda karşılaştığım bazı olgular beni yazmaya yöneltti. Çocukken bir olay yaşadım. Önce bir şehit haberi geldi. Şehit olan kişinin dayımın arkadaşı olduğunu öğrendik. 2 gün sonrada şehit olan kişiden dayıma bir mektup geldi ve içinde bir fotoğraf vardı. Çocukluk merakıyla o fotoğrafa çok iyi bakmıştım. Arkasındaki ‘ağlama annem’ yazısı beni edebiyata iten ilk olay olmuştur. İlk olarak ‘ağlama annem’ adlı şiirle yazın hayatına başladım… 7-8 yaşında yazmaya başladım diyebilirim. Şiire küsmek daha kolay oluyor tabi söylemeden geçmeyeyim. Şiiri kimi zaman tek kişiye yazarsınız ve karşılık alamadığınızı görürseniz siz şiire küserseniz. ”

Trenle yolculuk etmeyi çok seven yazarımız, ”bana hep derler ki çok zengin olsan o trene asla binmezsin. Ama ben çok zengin de olsam o trenin zevkini, verdiği mutluluğu unutamam, vazgeçemem o mutluluktan. Trenlerde yazmak bana ayrı bir mutluluk, ayrı bir huzur verir her zaman. Tren benim olmazsa olmazım.”

Vatanına milletine olan sevgisini, saygısını, minnetini hiç bir zaman unutmayan yazarımız kitabında güncel olayların yanı sıra 35 saniyelik şehit haberlerine de değinmiş. Yazarımızın siz değerli okurları için küçük bir ricası oluyor: ”Okuyucular kitabı eline aldıklarında ilk olarak önsözüne ve arka kapağına baksınlar, mutlaka unutmasınlar. Ortak paydada buluşabileceğimiz ilk noktalar buralar çünkü.”

Yıldırım, konuşmamızın sonunda kitabından da bir tüyo vererek “İnsan en korktuğu şeyi mutlaka yaşar”’ diyor.

Kendisine bu keyifli söyleşi için Medya Pusula Haber Ajansı olarak teşekkür ederiz.

Yorum Yap